Ömür Ne Zaman Başlar?
Haftanın Mottosu: “Kendin ol, ömür yeter.”
“Benzer olan benzerini çeker.” Bu cümleyi çok kullanırım.
Ardından da hep şunu eklerim: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”
İnsan, en çok kimlerle oturup kalkıyorsa biraz da ona dönüşür.
Ben arkadaşlarımla sohbet etmeyi severim. Çünkü her sohbetten bir parça ilham alırım. Ama ben sadece söyleyene bakmam… söyletene bakarım.
Onun aracılığıyla Yaradan bana ne anlatıyor, onu duymaya çalışırım...
Geçen gün bir arkadaşımın doğum gününü kutluyordum… Sonrasında onunla sohbet ederken konu bir şekilde ölümden ve mezarlıktan açıldı. Ölümden ve mezarlıktan hiç korkmadığını söyledi, kala kaldım bir an çünkü ilk kez bu bilinçte birini gördüm...
Hayatım boyunca tanıdığım insanların çoğu “ölüm” kelimesini bile duymak istemiyor. Sanki adını anınca başlarına gelecekmiş gibi kaçıyorlar. Mezarlığın önünden geçerken dizleri titreyenleri, “ya bir şey çıkarsa” diye korkanları bilirim.
Ben korkmadığımı söylediğimde ise garip karşılanırım. “Psikolojin mi bozuk?” diyenler bile oldu.
Mezardan da mezarlıktan da korkmadığımı söylediğimde gözleri fal taşı gibi açılır.
Onlar beni anlamaz…
Ama ben onları anlarım...
Çünkü bence ölümden korkan insan, ömrün ne olduğunu tam olarak bilmiyordur. Ömür, insanın kendine geldiği andan itibaren başlar aslında. Gözlerimizi hayata açtığımız ilk andan itibaren değil…
Kendimizi bulmaya başladığımız andan, son nefesimize kadar geçen süredir ömür. Hayat dediğimiz bu yolculuğun en büyük meydan okuyucusu da ölümdür.
Birçok insan ölümden korkar. Ben ise hiç ölümden korkmayı düşünmedim bile. Çünkü ölüm bana bir son gibi gelmedi hiçbir zaman.
Benim özüm, aslım RUH. Ben neysem, ruhumdan öyleyim.
Belki de bu yüzden…
Ölüm, korkulacak bir son değil; Anlaşılması gereken bir geçiştir...