Günlük beslenme alışkanlıklarımızda çoğu zaman ne yediğimize odaklanırken, yemeğin nasıl ve hangi koşullarda tüketildiğini gözden kaçırabiliyoruz. Oysa bazı küçük görünen davranışlar, uzun vadede sağlığımız üzerinde düşündüğümüzden çok daha belirleyici olabiliyor.
Sıcak çorba, yeni demlenmiş çay ya da “dumanı üstünde” ikram edilen yiyecekler kültürümüzde çoğu zaman tazelik ve özenle eş anlamlı kabul edilir; oysa modern bilim, yiyecek ve içeceklerin çok yüksek sıcaklıklarda tüketilmesinin yalnızca bir alışkanlık meselesi olmadığını, sağlık açısından da dikkatle ele alınması gereken bir konu olduğunu ortaya koymaktadır.
Güncel bilimsel çalışmalar, bu noktada asıl belirleyici olanın içeceğin ya da yemeğin içeriğinden çok tüketildiği sıcaklık olduğunu göstermektedir.
Özellikle çok sıcak içecek tüketimi ile yemek borusu (özofagus) kanseri riski arasında anlamlı ilişkiler saptanmış, Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından 65°C’nin üzerindeki çok sıcak içecekler insanlar için “muhtemel kanserojen” olarak sınıflandırılmıştır. Buradaki risk, çayın ya da kahvenin kendisinden değil, dokuların tekrar eden yüksek ısıya maruz kalmasından kaynaklanmaktadır.
Yemek borusunun iç yüzeyi ısıya karşı ağrı duyusu bakımından oldukça sessizdir; kişi belirgin bir yanma hissetmese bile aşırı sıcak gıdalar burada mikro düzeyde termal hasar oluşturabilir. Bu hasar tek seferlik değildir; düzenli olarak tekrarlandığında doku kendini onarmak için sürekli bir hücre yenilenme sürecine girer ve bu kronik “yaralanma–iyileşme” döngüsü zamanla istenmeyen biyolojik zeminler hazırlayabilir.
Elbette çok sıcak tüketim tek başına hastalık nedeni değildir; genetik yatkınlık, sigara ve alkol kullanımı, genel beslenme örüntüsü gibi pek çok faktör bu sürece eşlik eder. Ancak koruyucu beslenme yaklaşımı, önlenebilir riskleri azaltmayı hedefler ve bu noktada çözüm son derece basittir.
Çay, kahve ya da çorba servis edildikten sonra yalnızca birkaç dakika beklemek, sıcaklığın kritik eşiklerin altına düşmesine yardımcı olur; bardağı tutmakta ya da ilk yudumu almakta zorlanılıyorsa bu, gıdanın henüz güvenli sıcaklığa ulaşmadığını gösterir. Büyük yudumlar yerine küçük ve yavaş yudumlarla tüketmek, dokular üzerindeki ısı yükünü azaltır. Sağlıklı beslenme yalnızca “ne yediğimizle” değil, “nasıl ve hangi koşullarda tükettiğimizle” de doğrudan ilişkilidir; bazen sağlığı korumak için gereken tek şey, yemeğin biraz soğumasını bekleyecek kadar sabırlı olmaktır.
Sonuç olarak, çok sıcak yiyecek ve içecekleri tüketme alışkanlığını bugün fark etmek ve küçük bir duraklama eklemek, gelecekte karşılaşılabilecek sağlık risklerini azaltmak adına atılabilecek en pratik adımlardan biridir; bir sonraki çay ya da çorba servisini birkaç dakika bekletmek, çoğu zaman sağlığımız için sandığımızdan çok daha güçlü bir tercihe dönüşebilir.


FACEBOOK YORUMLAR