Yeni yıl yaklaşırken fark ettim…
Takvim yaprakları değil, insanlar ikiye ayrılıyor.
Bir taraf “Yeni yılı kutlamak günahtır” diyor. Diğer taraf “Bir yılı daha sevdiklerimle bitirdim, bunun nesi günah?” diye soruyor.
Aslında mesele yeni yıl değil. Mesele, herkesin birbirinin niyetine savcı kesilmesi.
Kutlayan, kutlamayanı “hayattan kopuk” olmakla suçluyor. Kutlamayan, kutlayanı “inancından uzaklaşmakla”. Kimse kimseye şunu sormuyor: “Sen bunu neden böyle hissediyorsun?”
Oysa niyet dediğimiz şey; süslenmiş bir ağaçtan, kurulan bir sofradan, atılan bir mesajdan çok daha derin bir yerde durur. Ve niyet, yalnızca sahibini ilgilendirir. Bir insan yeni yıla girerken dua edebilir. Bir başkası sessizce şükredebilir. Bir diğeri sadece çocuklarının gülüşüne bakıp “iyi ki” diyebilir.
Bunların hangisi kimin terazisinde tartılabilir? Bizi yoran şey farklılıklar değil. Bizi yoran, her farklılığı tehdit gibi görme alışkanlığı... Herkes kendi doğrularıyla yürüyebilir. Ama başkasının yoluna taş koymadan...
Belki de yeni yıla girerken asıl ihtiyacımız olan şey şudur: Birbirimizin kalbine hükmetmeye çalışmamak. Çünkü kimse kimsenin kalbini bilmiyor. Ve bilmediğimiz kalpler hakkında bu kadar rahat konuşmak, bizi daha iyi insanlar yapmıyor.
Aksine… Daha kırıcı, daha uzak, daha yalnız hale getiriyor.
Yeni yıl…
Kimi için sıradan bir gün, kimi için umut, kimi için sadece bir takvim yaprağı.
Ama yargılamak? O, ne yazık ki her gün kutladığımız bir alışkanlık. Keşke bu yıl, birbirimizi yargılamaktan biraz vazgeçebilsek.
İşte o zaman, hangi günü kutladığımızın gerçekten bir önemi kalmaz...


FACEBOOK YORUMLAR