Bel Ağrısında MR Sonuçları Her Zaman Gerçeği Söylemez Fizyoterapist Gözüyle
Bel ağrısı, günümüzde en sık görülen kas-iskelet sistemi problemlerinden biridir. Bel ağrısı yaşayan birçok kişi, ağrısının nedenini öğrenmek amacıyla manyetik rezonans görüntüleme (MR) çektirmekte ve sonuç raporunda yer alan "bel fıtığı", "disk dejenerasyonu", "disk taşması" veya "kanal daralması" gibi ifadeleri gördüğünde büyük bir endişeye kapılmaktadır. Oysa bilimsel araştırmalar, MR bulgularının her zaman ağrının gerçek kaynağını göstermediğini ortaya koymaktadır.
Birçok insan, MR sonucunda görülen her bulgunun mutlaka tedavi edilmesi gereken ciddi bir sorun olduğunu düşünmektedir. Ancak durum sanıldığı kadar basit değildir. Özellikle son 20 yılda yapılan çalışmalar, hiçbir bel ağrısı şikâyeti olmayan sağlıklı bireylerde bile MR görüntülerinde fıtıklaşma, disk dejenerasyonu ve çeşitli yapısal değişikliklerin oldukça yaygın olduğunu göstermiştir.
Yaş ilerledikçe omurgada bazı doğal değişiklikler meydana gelir. Nasıl ki saçlarımız beyazlıyor veya cildimizde kırışıklıklar oluşuyorsa, omurlar arasındaki disklerde de zamanla değişimler ortaya çıkmaktadır. MR cihazı bu değişiklikleri son derece detaylı şekilde görüntüleyebilir; ancak görüntülenen her değişiklik ağrının nedeni anlamına gelmez.
Örneğin bazı hastaların MR raporlarında ciddi görünen fıtıklar bulunmasına rağmen günlük yaşamlarında hiç ağrı yaşamamaları mümkündür. Buna karşılık MR görüntülerinde belirgin bir problem saptanmayan kişiler şiddetli bel ağrısı çekebilirler. Bu durum bize ağrının yalnızca yapısal değişikliklerle açıklanamayacağını göstermektedir.
Modern ağrı bilimi, ağrının biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıktığını kabul etmektedir. Uyku kalitesi, stres düzeyi, hareketsizlik, iş yükü, fiziksel kondisyon, korku ve kaygı gibi birçok faktör ağrının şiddetini etkileyebilmektedir. Dolayısıyla sadece MR görüntülerine bakarak ağrının nedenini ve tedavisini belirlemek çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.
Fizyoterapi değerlendirmesinde asıl önemli olan; hastanın hikâyesi, ağrının özellikleri, hareket kapasitesi, kas kuvveti, günlük yaşam aktiviteleri ve klinik muayene bulgularıdır. MR görüntüleri ise bu değerlendirmenin yalnızca bir parçasıdır. Hastanın kendisini değil, sadece omurgasının bir fotoğrafını göstermektedir.
Ne yazık ki bazı kişiler MR raporunda yer alan ifadeler nedeniyle hareket etmekten korkmakta, spor yapmayı bırakmakta veya omurgalarının çok hassas ve zarar görmüş olduğuna inanmaktadır. Oysa birçok bel ağrısı vakasında uygun egzersiz, fiziksel aktiviteye dönüş, yaşam tarzı düzenlemeleri ve fizyoterapi uygulamaları sayesinde başarılı sonuçlar elde edilmektedir.
Unutulmamalıdır ki MR, son derece değerli bir tanı aracıdır; ancak tek başına ağrının açıklaması değildir. Bel ağrısının değerlendirilmesinde "hastayı tedavi etmek" görüntüyü tedavi etmekten daha önemlidir. Bu nedenle MR sonucunu okurken paniğe kapılmak yerine, bulguların klinik muayene ile birlikte değerlendirilmesi ve uzman görüşü alınması en doğru yaklaşım olacaktır.
Bel ağrısında tedavinin merkezinde MR görüntüleri değil, kişinin kendisi yer almalıdır.