Devr-i İzleme

Mehmet Kıyak mehmetkyak@outlook.com

İki yıl önce kanaldan kanala koşan astrofizikçi hemşerimiz Umut Yıldız, “Bundan sonra deneyimlerimi ülkemde sürdürmek istiyorum” diyerek NASA’dan ayrılıp Türkiye’ye yerleşme kararı almıştı. Bellekte yer edinmiş olmalı ki, bu seferki haberler soyadına layık değildi. Çıktığı TV kanallarında hep sevdasını vurguluyordu.

Çok geçmeden aklını, bir şey gelmeden başını, pılını pırtısını toplayıp nitelikli bir kararla ülkemizden ayrılma kararı aldı.

“Bu işin merkezi Amerika, Türkiye beklediğim olgunlukta değil”, diyerek usulca çekip gitti. Belki Alper Gezdi geldiye kızdı, belki de “ikimize bu ülke dar” gelir dedi. Gerçekler için iki yıl kısa bir süreç miydi?

Ülke stratejisinin parlak sicili bilim yerine seçime kapı aralamakla geçerken şimdiden seçim 2027’de mi 2028 de mi? Öyle de böyle de bir yıl sonra seçimin ateşi düşecek.
Bilim ve insanı üstüne giderken akla Aziz Sancar geliyor.

Nobel ödülünü de alarak Türkiye’ye geldiğinde öğrencilerin “hocam laboratuvar kuralım” isteklerine
Çocuklar bir laboratuvar kurmak 20 yıl ister demişti. On yıldan fazlası gitti. Ülkemizde ne varsa, 19. Yüzyılda zakkumcu doktor Ziya Özeli de kaçırmıştık. Kaçan kaçtığı yerde koltuğunu buluyor.

Umut Yıldız’ın koltuğu da hazır olmalı. Bizde olsaydı torpillinin biri tarafından kapılmıştı.  Uzay bilimine, insanlığa, Amerika’ya hizmet bu işlerin merkezi Rusya, Hindistan, Pakistan Japonya, Kore.
Ne yapıyor İsrail, matematikte başarılı çocukları sınavlardan geçirip özel eğitimle ülkesine hizmet etmek için yetiştiriyor. Hükümetimiz duymuş olmalı, yasasını da çıkarsa bir türlü yürürlüğe sokamadı. Umut Yıldız’ın hatası ülkesinden kopuk olması. Ülkemizin göz kamaştırıcı gizemini gelince gördü.

İnsan hiç mi televizyon izlemez, medyada göz gezdirmez? Biz bile zamanımızın çoğunu İşimizi gücümüzü bırakıp karaiplere doğru uzanıyoruz. Dominik Cumhuriyeti’nde bizimkileri, Acun Ilıcalı’nın zor vay vuyunu izliyoruz.

İzliyorum çünkü birkaç boyutu var programın. Baş boyut buradaki gibi Türk’ün Türk’e icabına bakışıydı. Ne gurbet dinliyor ne de açlık ne de hasret ille de düşmanlık.

Yarışanların içinde bir adam yarısı Türk yarısı yabancı.
Yarışıyor kazanıyor, yarışıyor kazanıyor hiç sesi çıkmıyor sadece şaşkın gözlerle içinden, nasıl bir türe düştüm diyordur.. Ne diyor mert Nobre için yarışmacı Nagehan,

-Kin, kindarlık, ayak oyunları yok, puştluk yok. Burada tanıdığım bütün Survivor yarışmacılarının içinden geçer.

Övüyor.
Medyamıza üstünkörü bir dakikalık bakış bile düğümlerin nasıl düğün yaptığı hemen görülüyor.
İzliyoruz memleketimizi, biliminden filmine nereye eriştiğini bilmediğimiz bir içgüdüyle, sadece izliyoruz.