Veysel İlhan: "Ünye Göç Alan Bir Şehir Değil, Bunu Avantaja Çevirebiliriz"
Gazeteci Ulvi Gündoğdu’nun Nesnel TV ekranlarında hazırlayıp sunduğu LeroX Türkiye Konuşuyorum programının canlı yayın konuğu olan Avukat-Yorumcu-Siyasetçi Veysel İlhan, Ünye’nin meseleleri başta olmak üzere birçok konuya ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ünye’de ikinci, hatta üçüncü OSB’nin planlamasının yapılmasının önemli olduğunu belirten İlhan, “Şehrin toplu ulaşımının, raylı sistem ulaşımının altyapısının kurulması lazım. Çevre ilçelerle kültürel alışverişleri çok daha sıkılaştırması lazım.” dedi. Ünye’nin mevcut potansiyeline de dikkat çeken İlhan, “Şehrin fedakar elini taşın altına koyan fedakar insanlara ihtiyacı var. Onların sayıları arttıkça burası güzel bir şehir olabilir.” dedi.
05 Mart 2026 - 12:21
Programda Gazeteci Ulvi Gündoğdu’nun sorularını yanıtlayan Avukat-Yorumcu Veysel İlhan’ın açıklamaları şöyle;
“Fazla Hukuk Fakültesi, Fazla Adalet Olmuyor”
“1993 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldum o zaman Türkiye’de 7-8 tane Hukuk Fakültesi vardı şu anda 150’den fazla Hukuk Fakültesi var. Hukuk Fakültesi’nin ülkede fazla olması memleketteki adaletin fazla olmasını sağlamıyor, adil insanlar mezun ediyorsunuz o adil insan sayısını çoğaltıyorsunuz ama nihayetinde adalet sistemi doğru sonuçlanmayınca Türkiye’deki hukuk fakülteleri bir zamanların ziraat fakültelerinin işsiz kalması daha sonra eğitim fakültelerini bitirenlerin işsiz kalmaları gibi hukuk fakülteleri mezunları da sayının fazla olması sebebi ile talep fazlasına sebep oldu.”
“Diplomalar Kese Kağıdına Dönüşüyor”
“Birkaç yılda avukatlık sınavı getirildi ama çok geç kalındı. Mesela şehrimiz 40-50 avukatın normal hizmet verebileceği bir yer iken 200’e yakın meslektaşımız var bu sayı özellikle genç meslektaşlarımız için sıkıcı. Ünye aile desteğinin kuvvetli olduğu bir yer o açıdan sosyal faciaya dönüşmüyor ama büyük şehirlerde emniyet mensupları intiharları ve avukat intiharları yarışıyor. Neden hukuk fakültesinde bahsettim Türkiye’deki eğitim sisteminin plansızlığı en iyisinden bile fazla üretmeye başlarsan atıl duruma düşersin devlet planlamayı geleceği doğru projekte ederek doğru zamanda, doğru kişileri, doğru meslekleri yapmasını sağlayacak organizasyonu yapmak zorunda, bunu kuramayınca yavaş yavaş iflaslar başlıyor iflaslar başlayınca da diplomalar kese kağıdına, madalyalar da gazoz kapağına dönüşüyor.”
“Üretici Emeğinin Karşılığını Alamıyor”
“Türkiye’nin tarım toplumu olan yıllarından kalan çocuklarız, o yıllarda Türkiye kendi kendine yetebilen ülke iken şu anda o vasıfta da değil ihracat kalemlerimizin pek çoğunda tarım ürünleri yurtdışından gelir hale geldi. Orada kendimde hissettiğim sorumluluk en azından emaneten şimdi bizde olan bahçenin, fındığın, sebze bahçelerinin, seranın, ahırın çalışması onun içinde elimden gelen gayreti gösteriyorum. Yoğun mesaimi alıyor şehirde hayat başlayana kadar köydeki hayatın pek çoğu işleri yapılmış bitmiş oluyor. Ancak Türkiye’de emeği ile çalışan hiç kimse emeğinin karşılığını alamama gibi bir riski olduğu gibi bu yapılan çalışmalarında hiç birinin doğru dürüst maddi bir karşılığı olmuyor. Yıllardır fındık üretiyorum ürettiğim fındığın masrafı çıktıktan sonra kar etmek bir yana benim emeğim buhar oluyor. Pek çok tarım ürününde de üretici tarım yapmayarak, tarımı küçülterek ayakta kalmayı, masraflarını azaltarak ayakta kalma yolunu seçti. Bir kısımda büyük tarım arazilerini artık hobi bahçesine dönüşmesi gelir elde etmeyince babadan, dededen kalma gelenekleri devam ettirmek zorunda kalmaktan kaynaklı, benimki de üretme aşkı hevesi ile olan ama hobi bahçesine dönüşen bir serüven.”
“Siyaset Tarım Sektöründe Pek Yok”
“Nihayetinde herkes fındığını topluyor herkes harmana fındığını getiriyor ama onu videoya çekip çektiği çilenin para etmediğini anlatabilme fırsatı, imkanı, biraz da iktidara karşı dik durabilecek, iktidara karşı da söz söyleyebilecek birileri de olması gerekiyor siyasetçiler bu anlamda bağın bahçenin üretim anlamında biraz önde değiller daha doğrusu siyaset tarım sektöründe çok fazla yok.”
“28 Şubat’ın Mağduru Türk Halkıdır”
“28 Şubatın mağduru şimdiye 80 milyon olan Türk halkı, Türkiye borçlanma politikası ile soyuluyor, 28 Şubat’tan bu yana da o soygun zirveye ulaşmış bir şekilde devam ediyor. Bankaların karlılıklarına bakın, devletin borçlanmasına bakın, devletin sırtındaki faiz yüküne bakın ve Erbakan’ın hayatı boyunca söylediği ana cümlelerden biri faiz ile devletin soyulduğu cümlesine bakın şablon yerine oturuyor. Küresel bir tehdit var Siyonizm diye bir tehdit var o tehdit kapitalizmi kullanıyor, sermayeyi kullanıyor, enerjiyi kullanıyor, gücü kullanıyor. O güce karşı insanların birlikte olması lazım, Türkiye cumhuriyeti o güce karşı tek başına durabilecek güçte de değil herhangi bir ülkede Rusya ya da ABD yani güçlü ülkeler, yine o güce karşı, tek başına karşı koyabilecek güçte değil, o sebepten dolayı zayıf ve güçlünün bir arada organize olması gerekiyor. Erbakan hocanın oradaki muştusu oradaki zayıf ülkelerin, bizim bu gün mağdur ve ezilen diye etiketlediğimiz faiz ile sömürülen ülkelerin, kaynakları sömürülen ülkelerin, sömürge politikalarıyla halkları, emeklileri sömürülen ülkelerin o sömürüsüne karşı bir duruştu, o duruşu yıkmak için karikatürize ettiler başlangıçta karikatürize ettikçe toplum daha çok sevdi. Karikatürize etmekten vaz geçtiler tehdit etmeye başladılar. Türkiye’de 11 aylık bir hükme cumhuriyette pek çok hükümet geçti zannedersem 60 civar bir hükümet geçti o hükümet içinde bir hükümetten bahsediyoruz Erbakan’ın başında olduğu hükümet sonra bir hükümetten daha bahsediyoruz, Erbakan’ın Kıbrıs’ı almalarından bahsediyoruz. Sizin için neyi ifade ediyor cümlesini kullandığınızda Bülent Arınc’ın Siyonizm diye diye Erbakan cümlesini ağzından duyduğum. Erbakan Siyonizm diye diye Türk halkını uyandırmaya çalıştı uyandıramadı o sebeple 28 Şubat’ın mağduru Türk halkıdır. Nasıl bu hale geldik sorusu sorulduğunda da işte böyle bu hale geldik, Erbakanların kıymetini bilmediğimiz için bu hale geldik.”
“Ünye Göç Alan Bir Şehir Değil, Avantaja Çevirebiliriz”
“Göç alan bir şehir değiliz, nüfus artış hızımız yavaş bu dezavantajlı gibi görünse de avantaja dönüştürülebilecek bir şey çünkü denkleme her zaman yeni bilinmeyen eklediğinde sorun daha fazla artıyor. Yeni göç almayıp mevcut şehirdeki yerleşik hayatı asıl üretim sahası olan toprağa kaydırabilirsek tekrar köy okulları zillerini çalar. Kendi kendine çevrili bir düzenini köy dışardan ihtiyacını en aza indirebilecek şekilde çevirebilirse bir kurutuluş, bir çıkış yolu vardır. Varsayalım bu böyle olmadı artık geriye dönüş yok insanlar üretim yeteneğinden koptu, o zaman önümüze çıkan üretim pastasından dilim koparmak, onun içinde şehrin organize sanayi bölgelerine ihtiyaç var. Bir organize sanayimiz var bitiremedi mutlaka şu anda ikinci ve üçüncü organize sanayinin planlarının, yerlerinin belirlenmesi ve çalışılmaları yapılması lazım, onun yanında şehrin toplu ulaşımının, raylı sistem ulaşımının altyapısının kurulması lazım. Çevre ilçelerle kültürel alışverişleri çok daha sıkılaştırması lazım.”
“Fedakar İnsanların Sayıları Artması Lazım”
“Şehrimizin dinamosuna ilişkin STK’ların çalışmaları var, yeni yeni görüyorum Terme’ye gitmeye başladılar, çevre illeri ziyaret etmeye başladılar o ziyaretlerin daha çok sıklaştırılması lazım. Şehrin fedakar elini taşın altına koyan fedakar insanlara ihtiyacı var. Onların sayıları arttıkça burası güzel bir şehir olabilir. Ünye’nin yapılaşması, imar planları üzücü şekilde kötü üst üste kötü koyduk bu konuda siyaseti suçlamak ya da şehirden kurtulmak, hayır hepimizin talebi. İmar afları iktidarın eleştirilebilecek en büyük eksikleri, yanlışları halkında imar affından faydalanma talepleri, halkında buna ilişkin bir af çıkar cezasını öder bloklaşmayı yaparız.”
“Üretimin Artması, Pazar Ağlarının Kurulması Önemli”
“Türkiye’deki mimari haricinde Karadeniz’deki mimari anormal kötü, köydeki mimarimiz kötü, planlarımız kötü, üretim sahalarının kullanılma planlaması kötü bunlara ilişkin oturup metrekare metrekare hesap yapmak lazım. Hangi metrekarede toprak yüksekliğinin ne kadar olduğu, verimin ne kadar olduğu, toprak analizlerini yapmak ve o toprak analizlerine göre o arazilerin seralarla buluşturulması seralarda yapılan üretimlerin tescilli sertifikalı ürünlere dönüştürülmesi ve o ürünleri pazarlayacak ağların kurulması bu şehrin yöneticilerinin ana vazifelerinden biri."
“Fazla Hukuk Fakültesi, Fazla Adalet Olmuyor”
“1993 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldum o zaman Türkiye’de 7-8 tane Hukuk Fakültesi vardı şu anda 150’den fazla Hukuk Fakültesi var. Hukuk Fakültesi’nin ülkede fazla olması memleketteki adaletin fazla olmasını sağlamıyor, adil insanlar mezun ediyorsunuz o adil insan sayısını çoğaltıyorsunuz ama nihayetinde adalet sistemi doğru sonuçlanmayınca Türkiye’deki hukuk fakülteleri bir zamanların ziraat fakültelerinin işsiz kalması daha sonra eğitim fakültelerini bitirenlerin işsiz kalmaları gibi hukuk fakülteleri mezunları da sayının fazla olması sebebi ile talep fazlasına sebep oldu.”
“Diplomalar Kese Kağıdına Dönüşüyor”
“Birkaç yılda avukatlık sınavı getirildi ama çok geç kalındı. Mesela şehrimiz 40-50 avukatın normal hizmet verebileceği bir yer iken 200’e yakın meslektaşımız var bu sayı özellikle genç meslektaşlarımız için sıkıcı. Ünye aile desteğinin kuvvetli olduğu bir yer o açıdan sosyal faciaya dönüşmüyor ama büyük şehirlerde emniyet mensupları intiharları ve avukat intiharları yarışıyor. Neden hukuk fakültesinde bahsettim Türkiye’deki eğitim sisteminin plansızlığı en iyisinden bile fazla üretmeye başlarsan atıl duruma düşersin devlet planlamayı geleceği doğru projekte ederek doğru zamanda, doğru kişileri, doğru meslekleri yapmasını sağlayacak organizasyonu yapmak zorunda, bunu kuramayınca yavaş yavaş iflaslar başlıyor iflaslar başlayınca da diplomalar kese kağıdına, madalyalar da gazoz kapağına dönüşüyor.”
“Üretici Emeğinin Karşılığını Alamıyor”
“Türkiye’nin tarım toplumu olan yıllarından kalan çocuklarız, o yıllarda Türkiye kendi kendine yetebilen ülke iken şu anda o vasıfta da değil ihracat kalemlerimizin pek çoğunda tarım ürünleri yurtdışından gelir hale geldi. Orada kendimde hissettiğim sorumluluk en azından emaneten şimdi bizde olan bahçenin, fındığın, sebze bahçelerinin, seranın, ahırın çalışması onun içinde elimden gelen gayreti gösteriyorum. Yoğun mesaimi alıyor şehirde hayat başlayana kadar köydeki hayatın pek çoğu işleri yapılmış bitmiş oluyor. Ancak Türkiye’de emeği ile çalışan hiç kimse emeğinin karşılığını alamama gibi bir riski olduğu gibi bu yapılan çalışmalarında hiç birinin doğru dürüst maddi bir karşılığı olmuyor. Yıllardır fındık üretiyorum ürettiğim fındığın masrafı çıktıktan sonra kar etmek bir yana benim emeğim buhar oluyor. Pek çok tarım ürününde de üretici tarım yapmayarak, tarımı küçülterek ayakta kalmayı, masraflarını azaltarak ayakta kalma yolunu seçti. Bir kısımda büyük tarım arazilerini artık hobi bahçesine dönüşmesi gelir elde etmeyince babadan, dededen kalma gelenekleri devam ettirmek zorunda kalmaktan kaynaklı, benimki de üretme aşkı hevesi ile olan ama hobi bahçesine dönüşen bir serüven.”
“Siyaset Tarım Sektöründe Pek Yok”
“Nihayetinde herkes fındığını topluyor herkes harmana fındığını getiriyor ama onu videoya çekip çektiği çilenin para etmediğini anlatabilme fırsatı, imkanı, biraz da iktidara karşı dik durabilecek, iktidara karşı da söz söyleyebilecek birileri de olması gerekiyor siyasetçiler bu anlamda bağın bahçenin üretim anlamında biraz önde değiller daha doğrusu siyaset tarım sektöründe çok fazla yok.”
“28 Şubat’ın Mağduru Türk Halkıdır”
“28 Şubatın mağduru şimdiye 80 milyon olan Türk halkı, Türkiye borçlanma politikası ile soyuluyor, 28 Şubat’tan bu yana da o soygun zirveye ulaşmış bir şekilde devam ediyor. Bankaların karlılıklarına bakın, devletin borçlanmasına bakın, devletin sırtındaki faiz yüküne bakın ve Erbakan’ın hayatı boyunca söylediği ana cümlelerden biri faiz ile devletin soyulduğu cümlesine bakın şablon yerine oturuyor. Küresel bir tehdit var Siyonizm diye bir tehdit var o tehdit kapitalizmi kullanıyor, sermayeyi kullanıyor, enerjiyi kullanıyor, gücü kullanıyor. O güce karşı insanların birlikte olması lazım, Türkiye cumhuriyeti o güce karşı tek başına durabilecek güçte de değil herhangi bir ülkede Rusya ya da ABD yani güçlü ülkeler, yine o güce karşı, tek başına karşı koyabilecek güçte değil, o sebepten dolayı zayıf ve güçlünün bir arada organize olması gerekiyor. Erbakan hocanın oradaki muştusu oradaki zayıf ülkelerin, bizim bu gün mağdur ve ezilen diye etiketlediğimiz faiz ile sömürülen ülkelerin, kaynakları sömürülen ülkelerin, sömürge politikalarıyla halkları, emeklileri sömürülen ülkelerin o sömürüsüne karşı bir duruştu, o duruşu yıkmak için karikatürize ettiler başlangıçta karikatürize ettikçe toplum daha çok sevdi. Karikatürize etmekten vaz geçtiler tehdit etmeye başladılar. Türkiye’de 11 aylık bir hükme cumhuriyette pek çok hükümet geçti zannedersem 60 civar bir hükümet geçti o hükümet içinde bir hükümetten bahsediyoruz Erbakan’ın başında olduğu hükümet sonra bir hükümetten daha bahsediyoruz, Erbakan’ın Kıbrıs’ı almalarından bahsediyoruz. Sizin için neyi ifade ediyor cümlesini kullandığınızda Bülent Arınc’ın Siyonizm diye diye Erbakan cümlesini ağzından duyduğum. Erbakan Siyonizm diye diye Türk halkını uyandırmaya çalıştı uyandıramadı o sebeple 28 Şubat’ın mağduru Türk halkıdır. Nasıl bu hale geldik sorusu sorulduğunda da işte böyle bu hale geldik, Erbakanların kıymetini bilmediğimiz için bu hale geldik.”
“Ünye Göç Alan Bir Şehir Değil, Avantaja Çevirebiliriz”
“Göç alan bir şehir değiliz, nüfus artış hızımız yavaş bu dezavantajlı gibi görünse de avantaja dönüştürülebilecek bir şey çünkü denkleme her zaman yeni bilinmeyen eklediğinde sorun daha fazla artıyor. Yeni göç almayıp mevcut şehirdeki yerleşik hayatı asıl üretim sahası olan toprağa kaydırabilirsek tekrar köy okulları zillerini çalar. Kendi kendine çevrili bir düzenini köy dışardan ihtiyacını en aza indirebilecek şekilde çevirebilirse bir kurutuluş, bir çıkış yolu vardır. Varsayalım bu böyle olmadı artık geriye dönüş yok insanlar üretim yeteneğinden koptu, o zaman önümüze çıkan üretim pastasından dilim koparmak, onun içinde şehrin organize sanayi bölgelerine ihtiyaç var. Bir organize sanayimiz var bitiremedi mutlaka şu anda ikinci ve üçüncü organize sanayinin planlarının, yerlerinin belirlenmesi ve çalışılmaları yapılması lazım, onun yanında şehrin toplu ulaşımının, raylı sistem ulaşımının altyapısının kurulması lazım. Çevre ilçelerle kültürel alışverişleri çok daha sıkılaştırması lazım.”
“Fedakar İnsanların Sayıları Artması Lazım”
“Şehrimizin dinamosuna ilişkin STK’ların çalışmaları var, yeni yeni görüyorum Terme’ye gitmeye başladılar, çevre illeri ziyaret etmeye başladılar o ziyaretlerin daha çok sıklaştırılması lazım. Şehrin fedakar elini taşın altına koyan fedakar insanlara ihtiyacı var. Onların sayıları arttıkça burası güzel bir şehir olabilir. Ünye’nin yapılaşması, imar planları üzücü şekilde kötü üst üste kötü koyduk bu konuda siyaseti suçlamak ya da şehirden kurtulmak, hayır hepimizin talebi. İmar afları iktidarın eleştirilebilecek en büyük eksikleri, yanlışları halkında imar affından faydalanma talepleri, halkında buna ilişkin bir af çıkar cezasını öder bloklaşmayı yaparız.”
“Üretimin Artması, Pazar Ağlarının Kurulması Önemli”
“Türkiye’deki mimari haricinde Karadeniz’deki mimari anormal kötü, köydeki mimarimiz kötü, planlarımız kötü, üretim sahalarının kullanılma planlaması kötü bunlara ilişkin oturup metrekare metrekare hesap yapmak lazım. Hangi metrekarede toprak yüksekliğinin ne kadar olduğu, verimin ne kadar olduğu, toprak analizlerini yapmak ve o toprak analizlerine göre o arazilerin seralarla buluşturulması seralarda yapılan üretimlerin tescilli sertifikalı ürünlere dönüştürülmesi ve o ürünleri pazarlayacak ağların kurulması bu şehrin yöneticilerinin ana vazifelerinden biri."







FACEBOOK YORUMLAR