HAFTANIN MOTTOSU:
“Marifet gören gözde değil, gören kalpte.”
Hissediyor musun? Görüyor musun? Başkasının yükünü fark ediyor musun? Yoksa sadece yaşıyor gibi mi yapıyorsun?
Yaralı kalpleri, hüzünlü bakışları, derman arayışları tanıyabiliyor musun? Sokakta yürürken fark etmiyoruz belki ama yanımızdan geçen insanların çoğunun kalbi sessizce kanıyor.
Kimse göğsünü tutup “canım acıyor” demiyor, ama gözler ele veriyor insanı…
Bir bakışta yorgunluk, bir gülüşte eksiklik, bir “iyiyim”de koca bir yalan…
Bu çağın en büyük yarası görünmeyen yerlerde. İnsanlar düşmüyor artık, içine çöküyor. Bir anne mutfakta yemek karıştırırken dalıp gidiyor mesela. Bir adam arabada kontağı kapatıp birkaç dakika inmiyor.
Bir genç sigarasını yakmış, uzağa bakarak saatler geçiriyor. Dışarıdan hayat akıyor, içeride biri sessizce yardım istiyor. Ama kimse “yardım et” demeyi bilmiyor…
Çünkü güçlü görünmek öğretilmiş bize, dayanmak öğretilmiş, susmak öğretilmiş…
iyileşmek öğretilmemiş. Oysa yaralı kalbin ilacı büyük şeyler değil. Birinin gerçekten dinlemesi, yargısız bir omuz, “abartmıyorsun” diyen bir ses…
Bazen derman, nasihatte değil; anlaşılmakta saklı. Hüzünlü bakışların sebebi hep yaşananlar değil aslında. Söylenmeyenler. İçte tutulanlar.
“Boş ver” denilerek geçiştirilen kırgınlıklar. Kalp yük tutar. Ruh daralır. İnsan kendine yabancılaşır. Sonra bir gün aynaya bakıp şunu der: “Ben böyle biri değildim.” Belki de tam orası başlangıçtır…
Çünkü insan yarasını fark edince iyileşme yolu açılır. İnkâr bitince şifa başlar. Bugün etrafına dikkatli bak. Belki en çok gülen kişi en çok yorulandır. Belki en sessiz olanın içinde fırtına vardır. Belki yükünün ağırlığından titriyordur da “kan şekerim düştü”nün arkasına saklanıyordur...
Ve belki senin bir cümlen, bir dokunuşun, bir anlayışın bir kalbe derman olur. Çünkü bu dünyada en büyük iyilik hâlâ aynı: Bir insanın yükünü hafifletmek.


FACEBOOK YORUMLAR