Bazen bir söz duyarız, günlerce zihnimizden çıkmaz.
Bu hafta bir arkadaşım ile yemek yerken yaptığımız sohbet sırasında tam da böyle bir şey yaşadım.
Konuşurken bir anda fark ettim ki; Allah’a karşı göstermemiz gereken hassasiyetlerimizi yavaş yavaş kaybediyoruz...
Belki çoğumuz bunun farkındayız, belki de değiliz. Ama toplum olarak bir değişimin içinden geçtiğimiz çok açık.
Yazarlar gördüklerinden, duyduklarından, hissettiklerinden beslenir. Ben de yaşadığım her olayı, karşılaştığım her insanı, duyduğum her cümleyi Allah’ın benimle kurduğu bir iletişim olarak görmeye çalışıyorum...
Çünkü bazen en büyük dersler, sıradan görünen anların içinde saklıdır.
Toplumun hızla değiştiğini ve bazı değerlerin sessizce elimizden kayıp gittiğini görüyoruz. Bunun en önemli sebeplerinden biri de günahları küçük görmeye başlamamız olabilir mi?
Hz. Ali’nin (r.a.) çok düşündüren bir sözü vardır:
"Günahın büyüğü, günahı küçük görmektir."
Bu söz aslında bize önemli bir kapı açıyor. Çünkü mesele günahın büyüklüğünden önce, ona karşı geliştirdiğimiz bakış açısıdır. Bir şeyi yanlış bildiğimiz hâlde "Ne olacak canım, herkes yapıyor" diyerek normalleştirmeye başladığımız anda tehlike başlıyor.
Nesiller işte böyle değişiyor.
Bir yanlış, önce yadırganıyor.
Sonra konuşuluyor.
Ardından kabul ediliyor.
Ve en sonunda normal sayılıyor.
Çocukluğum geliyor aklıma. Anneannem evde televizyonun açılmasına izin vermezdi. "Evimizin rahmeti gider kızım, giyimine, lâflarina dikkat etmiyorlar." derdi. O zamanlar bana abartılı gelen bu cümleyi bugün çok daha iyi anlıyorum. Çünkü o, evin sadece duvarlardan oluşmadığını biliyordu. Bir evi ev yapan şeyin manevi iklimi olduğunu biliyordu...
Bugün küçücük çocukların ellerinde sağlıklarına zarar veren ürünler görüyoruz. Küfürlü konuşmaların espri adı altında sıradanlaştığına şahit oluyoruz. Saygının, edebin ve mahremiyetin eski moda olarak görüldüğü bir zamandan geçiyoruz.
İşte beni ürküten de bu. Yanlışların yapılması değil sadece... Yanlışların artık yanlış gibi görünmemesi.
Oysa insanın kendini koruması önce kalbini korumasıyla başlar. Kalp neye alışırsa insan ona dönüşür. Sürekli dünyaya bakan gözler ahireti unutmaya başlar. Sürekli hırsa odaklanan gönüller ise huzuru kaybeder.
Daha çok para...
Daha büyük ev...
Daha lüks araba...
Çocuğum daha yüksek puan alsın...
Ben daha çok övüleyim...
Bitmek bilmeyen bir yarışın içindeyiz.
Fakat bazen durup şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bu koşuşturmanın içinde ruhumuz ne durumda?
Kalbimiz Allah’a ne kadar yakın?
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni şeyler kazanmak değil; kaybettiğimiz hassasiyetleri yeniden bulmaktır.
Çünkü bir toplumu ayakta tutan sadece binalar, yollar veya ekonomik başarılar değildir. Onu ayakta tutan vicdandır, edeptir, merhamettir ve Allah korkusudur...
Rabbim bizleri doğruyu yanlış, yanlışı doğru görmeye başlayanlardan eylemesin.
Kalplerimizi diri, vicdanlarımızı uyanık, hassasiyetlerimizi canlı tutsun.
Ve bizlere, küçük sandığımız şeylerin aslında ne kadar büyük sonuçlar doğurabileceğini unutturmasın...


FACEBOOK YORUMLAR