Mehmet Kıyak

Mehmet Kıyak

[email protected]

Dokunmayın Doğamıza!

18 Nisan 2026 - 14:16

Hiçbir zaman bitmeyen demokrasi ve özgürlük tartışmalarıyla birlikte son aylarda beyin düğümleyen, birbirini sarıp sarmalamış sorun yumaklarının coşkusu içindeyiz. Ne olan biten ne de gidişat siyasal iktidarın ve otoritenin umurunda değil.

Var gözler, görmez, gözlerde peşkir, var kulaklar,  dolmuş duymaz, göklerden gelen kar suyu. Oldu mu? Uydurduk işte.

Oturuyorlar beyler, yerli yerinde, keyifler yerinde.
En zoru burası son dakika klavyenin başına geçince, meyve veren sorunların hangisinden başlayalım.  Oysa saatte bir sıralayarak tam sayfayı doldurmak olasıyken, haftada bir zorlanıyor insan.

Ne yazalım?

Televizyon ekranından her an yansıyan vahşeti mi, çürümüşlüğü, dehşeti, caniliği, kini mi? Ekonomiyi mi, insanlıktan çıkmış insanlığımızı mı? Ülkenin geleceği savrulan gençlerimizi mi? Vurdumduymazlığı mı, doğaya yapılanları mı, sokak hayvanlarına dört bin veterineri mi, çözülmeyen cinayetleri mi,  kuşkuların kaygıların şaşkınlığın hangilerini yazalım?

Bir asırlık Cumhuriyet’te çeyrek asırlık iktidar yönünü belirlemiş zikzaksız ilerliyor. Bozulmuş mayamıza haykırmayan yok gibi. Yoksa çalışan, üreten, zanaatkarlar, sanatçılar, edebiyatçılar saygın insanlar geride mi kaldı?

Azgınlığa doymuş insanımız paraya doyması gerekenlerin doymazlık bilmemesinin dörtnala koşusu hangi düzenin kurucusu?

İlkokulda okuduğumuz yıllarda sosyal bilgiler kitaplarımızın sayfalarında Türkiye haritasının üzerinde illerde ve bölgelerde bulunan madenleri görünce sevinirdik. Oysa bu gün tam tersi. Eskiden hükümet konaklarında, tapu müdürlüğü, maliye, adliye kaymakamlık, mal müdürlüğü, mahkemeler dahil kamu kuruluşları bir binada toplanırdı. Adına da Hükümet Konağı denirdi.

Kumru Hükümet Konağında tapu dairesinde çalışan rahmetli eniştem Hicabi Yağcı ayrı ayrı dört torba toprak numunesini heyet önünde mühürleyip Ankara’ya gönderdi. Kömür birinci kalite çıkmasına rağmen hiç cevap bile gelmedi demişti. Nasıl olsa Uzun Mehmet bulmuştu. Acı olan hala böyle yönetilmemiz. Ülkemizin ve insanımızın ihtiyacı olduğu yıllarda kimsenin umurunda olmamış.
Şimdiki gibi lazer gözlülerin dışında. Bakan Bey bile 700 milyar dolarlık altınımızın yastık altında olduğunu beyan ederken, üstündeki hesaplanmayı bekliyor. Altının yanında kömürün sözü mü olur? 90’lı yıllarda Bergama’da pijamalı asteriks ihopdediksi altın madenine karşı verdikleri unutulmaz mücadele kapımıza dayandı. Bozuk düzenimizin dengemizin bir de insan eliyle bozulması, insanların ve diğer bütün canlıların yok edilmesi su kaynaklarının arazi bozulmalarını biyolojik sosyal etkilerini cansız bir coğrafya gibi dalgalanmasına insanımızın izin vermeyeceğini ziraat odasındaki toplantıda belirlemiştir.

Ne dedi başkan Osman Sarıkahraman pancarın sağcısı, fındığın solcusu olmaz. Halk ve sivil toplum, oda başkanları “topraklarımızda maden sahası istemiyoruz” dediler. Altın toprağın üstünde. Yurttaşlar birlik içinde, Her görüşten insan kavga için değil vatanı, coğrafyası, çocuklarının geleceği için bir aradaydı.      
      

Şirketler çoktan gelip konuşlandı. İçlerinde 1965’te kurulmuş holdingler de varken gidişatı başkanın da dediği gibi ömrünün son demindeki hayattan hiçbir beklentisi olmayan halk belirleyecek.





 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum